MEME ÖDEMİ

Yüksek verimli düve ve ineklerde doğumdan önce ve sonra görülen bir problemdir. Memede ve çevresindeki dokularda aşırı sıvı birikmesiyle ortaya çıkar. Meme şişkin ve gergin bir hal alır. Meme ödemi çoğunlukla yem ile ilgili olur. Tuz ve enerji alımı ile ilgili olduğu bilinmektedir. Ancak sürüde kontrol altına alınması her zaman başarılı olmaz. Sık sağım tedavide yardımcı olur. İlk başta buz ile masaj, eğer gecikmiş olaylar söz konusu ise sıcak masaj faydalıdır. Uzun sürede tedavisi gerçekleştirilemeyen meme ödemleri kalıcı olabilir ve sarkık memelere yol açabilir. İlaçla tedavide idrar söktürücüler, antienflamatuar ilaçlar ve doğum sonrası oluşan vakalarda deksametazon preparatları kullanılır.

Meme Ödeminin Önlenmesi İle İlgili Görüşler:

Meme ödeminin çoğunlukla ilk doğumda görüldüğü bildirilmektedir. Meme ödemi genel olarak her doğumda bir öncekine nazaran daha azalır. Doğum öncesi şişmanlatılan ineklerde görülme ihtimali daha fazladır. Uzun süren kuru dönemin ardından doğum yapan ineklerde meme ödemi görülmesi daha çoktur. Çok verimli ineklerde görüldüğü belirtildiğinden kalıtımla ilgili yönleri olduğu düşünülmektedir. En önemli etken sodyum ve potasyum fazlalığıdır. Doğuma yakın potasyum ve sodyum yönünden sınırlandırılmış yemleme yapılması önleme açısından çok önemlidir.

SIĞIR VEBASI

Malkıran veya çor olarak da bilinen sığır vebası yüksek oranda ölümlere neden olan bulaşıcı bir hastalıktır. Yüksek ateş, gözlerde kızarıklık, göz yaşı ve burun akıntısı, ağızda kepek serpilmiş bir görünüm, diş etlerinde, dudakların iç yüzünde, dil damaklarda yaralar, köpük şeklinde salya ve ishal hasta hayvanlardaki belirtileridir. Hastalığın kesin teşhisi laboratuvarlarda yapılır.

Hasta hayvanların göz yaşı, burun akıntısı, salya ve dışkıları ile temasla hastalık bulaşmaktadır.

Tedavisi ; Hasta hayvanlarda tedavi yoktur. Belirtileri fark edildiğinde hasta hayvanlar hemen ayrılır ve veteriner hekime haber verilir. Ölen veya öldürülen hayvanlar derin çukurlara gerekli tedbirler alınarak gömülür.

Sağlık raporu olmayan ve nereden geldiği belli olmayan hayvanlar sürüye alınmamalıdır. Sağlan hayvanlara aşı uygulamasıyla korunma metodu uygulanabilir. İhbarı mecburi bir hastalıktır.

Bruselloszis (Bulaşıcı Yavru Atma Hastalığı)

Sığırlarda her yıl yavru atımı sebebiyle yüklü miktarda ekonomik kayıplar olmaktadır. Bu durum yetiştiriciler ve ülkemiz açısından büyük zarar anlamına gelmektedir.

Hastalık mikropla bulaşık atık yavru, yavru zarı ve sıvıların hayvan yemlerine, mera otlak ve içme sularına karışması ile hayvanlara bulaşmaktadır. Hastalığa yakalanmış hayvanlar süt, idrar vb. durumlar ile çevreye bol miktarda mikrop saçarlar ve hastalığın yayılmasına sebep olurlar.

Hastalık yavru atılıncaya kadar anlaşılmaz. Yavruyu 6-7-8. aylarda atmaları en belirgin bulgularıdır.

Hastalığın Yayılmasını Önlemek İçin Şu Hususlara Dikkat Edilmesi Gerekir
a. Hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip olunmalı.
b. Hasta hayvanlar sürü ahırdan ayrılarak 3-4 hafta başka bir yerde tutulması gerekmektedir.
c. Hasta hayvanların mikrop yayma olasılığını hesaba katarak önceki ahırların temizlenerek ilaçla dezenfekte edilmesi lazımdır.
d. Dişi buzağılar ilk olarak 3-8 aylıkken daha sonra senede bir Brusella aşısı ile aşılanmalıdır.

Hastalığın Teşhisi:

Atık yavru ve yavru zarının mümkün olduğu hallerde taze ve bütün olarak laboratuvarlara gönderilmesi ve hayvanlardan alınan kanların muayenesi ile teşhis mümkündür.

Yukarda tanıtmaya çalıştığımız yavru atma hastalığı insanlar içinde tehlikelidir. Hastalıklı hayvanların çiğ sütleri, mikroplu sütlerden yapılan peynir, tereyağı ve krema gibi gıdaların yenilmesi ile de insanlara bulaşmaktadır. İnsanlarda dalgalın ateş, terleme, halsizlik, uykusuzluk, iştahsızlık, baş ve eklem ağrıları görülür. Hastalığa yakalanan kişiler hemen bir hekime başvurmalıdırlar. Hastalıktan korunmak için süt ürünleri hazırlanmadan önce kaynatılmalı ve böylece bulaşık mikropların öldürülmesi sağlanmalıdır.

Buzağı Septisemisi

Hastalığın etkeni E. Koli' dir. Mikrobun kana karışması yoluyla enfeksiyon olur. Hızlı ilerler ve ölümle son bulur.

Hastalık ; inek yetiştirilen yerlerde fazla olur ve kayıplara sebep olur.Yeni doğan hayvanların bir arada tutulduğu bölgelerde, soğuk, pis, rutubetli ve karanlık ahırlarda enfeksiyon daha yaygındır. Bulaşık süt, su ve gıdaların sindirim sistemi yoluyla vücuda alınması ile enfeksiyon oluşur. En fazla yeni doğan buzağılar duyarlıdır. Yavrular hastalık etkenini ilk olarak annelerinden emdikleri süt ile alırlar. Hayvanların dışkıları mikrop kaynağı olup bulaşmada önemli role sahiptirler. Rahim içi ve göbek kordonu ile bulaşmalara sıkça rastlanmaktadır. İyi bir bakım beslenmenin olmayışı ve suni emzirmeler bulaşmanın hazırlayıcı etkenleridir. A vitamin eksikliği hastalığa duyarlılığı artırır.

Klinik Bulguları ; İlk hafta içinde görünen bulgular başlıca üç klinik formu gösterirler.
a) Mikrobun kana karışması ile seyreden form : Ani ölümler vardır. Hayvanlarda durgunluk zayıflık görülür, ishal yoktur.
b) Zehirlenme ile seyreden form: Bağırsakta E. Koli'nin fazla üremesi sonucu zehirlenmeler görülür. Şok ve ani ölüm klinik bulgularıdır.
c) ishalle seyreden form: İlk üç hafta bu tarzda hastalanırlar. Dışkı çok sulu beyaz renkte bazen kanlı bir görünüm alır. Hayvanın arkası ve kuyruğu fazlaca kirlenmiştir. Gaita fena kokulu ve köpüklüdür. Ateş başlangıçta yükselir. Hayvan su içmediğinden su kaybına bağlı problemler başlar. Tüyler ürpermiş ve gözler içeri çökmüştür. Ölüm 3-5 günde olur.

Teşhis: Hastalığın tanımı kolay olur ve laboratuvar koşullarında teşhis edilir.
Tedavi: Antibiyotik ve Sülfonamidlerle tedaviye çalışılır. Analar gebeliğin 7. Ayından itibaren kuruya çıkarılacağı zaman E. Koli aşısı ile birer haftada bir üç defa aşılanır. Ayrıca doğumdan hemen sonra bağışıklık serumları uygulanır. Vitaminli preperatlar, ishal giderici ilaçlar, mineral maddeler verilmelidir. Hijyenik tedbirler alınmalıdır.

Korunma: Hayvanların bakım ve beslenmelerine dikkat edilmelidir. Yavrulara ağız sütü verilmelidir. Göbek enfeksiyonu önlemek için gerekli tedbirler alınır. Gebelik dönemde hayvana aşıları yapılır. Anneye A vitamini takviyesi yapılır.

ŞAP HASTALIĞI

Şap hastalığı; sığır koyun keçi gibi çift tırnaklı hayvanlarda görülen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Hayvanlarda ateş yükselir, ağız, tırnak ve memelerde veziküller meydana gelir. Özellikle genç hayvanlarda ölümle sonuçlanabilir. Erişkin hayvanlar çoğunlukla iyileşir ancak sekonder hastalıklar ile komplike olabilir. Süt veriminin düşmesi, ağız, meme, tırnak yangısı, kilo kaybı ve abort hastalığın direkt etkileridir.

Aşılama

Şap hastalığı için özel bir tedavi bulunmamaktadır. Veziküller tedavi edilirken semptomlar hafifleyebilir ancak virüs saçılımı devam eder. Birçok hastalıkta olduğu gibi, şap hastalığı da aşılama ile önlenebilir. Modern şap aşıları oldukça sade olup yalnızca koruma için gerekli olan proteinleri içermektedir. Aşılama bir taraftan virüs sirkülasyonunu azaltmaya imkan verirken, diğer taraftan da virüsün nerelere saçıldığını izleme imkanı verir ve  hastalığın kontrol altında tutulmasına yardımcı olur.

SÜT HUMMASI

Yüksek süt verimli ineklerde gebeliğin son aylarında veya doğumu izleyen günlerde ortaya çıkan metabolik bir hastalıktır. Yüksek süt verimli ve 5 yaşından büyük ineklerde doğumdan 3 gün sonra veya laktasyonun ilk haftalarında görülmektedir.  Besi sığırlarında görülse de daha çok süt ineklerinde etkili olmaktadır.

Süt hummasında; hayvanlarda aşırı heyecanlanma, yem yemede ve ruminasyonda aksaklıklar, sağa sola sallanmalar, diş gıcırdatmaları, aşırı bir duyarlılık, ayaklarda kasılma, yürümede güçlükler ve düşme görülmektedir. Kalp atışları hızlanmakta, hayvanlar yere yatmakta, baş omuza dönerek dinlenmekte, gözler donuklaşmakta, göz bebekleri irileşmekte, ağız ve burun kurumakta , nabız sayısı 50-80 arası değişmekte, sindirim bozuklukları, gaz oluşumu ve kusma görülmektedir. Yüksek süt verimli ve yaşlı ineklerde sıklıkla görülen bu hastalığın başlıca nedeni, laktasyon döneminde oldukça fazla kalsiyumun atılması, buna karşın kan kalsiyum düzeyinin normal bir düzeyde tutulamamasıdır. Doğum öncesi kalsiyum bakımından zengin yemlerin verilmesi süt humması riskini arttırır. Aşırı miktardaki kalsiyum, kemiklerden  mineralin mobilize edilmesinde rol oynayan parathormonun aktivasyonunun azalmasına neden olur. Doğumdan hemen önce buzağının günde sadece 5 gram kalsiyuma ihtiyacı vardır.

Buzağılamadan sonra aşırı kalsiyum atılımı meydana gelir. Paratroid bezinin aktivitesinin azalması ile kan kalsiyum düzeyi hızla düşer. Kan kalsiyum düzeyi normal olarak 9-10 mg/100 ml olmasına karşın, süt hummasında 4-5 mg/100 ml ye düşmektedir. Doğuma  2-3 hafta kala düşük düzeyde kalsiyum içeren yemler verilmek suretiyle parathormon bezi aktive edilir, böylece hastalığın önüne geçilir. Bununla birlikte, 200 gram kalsiyum karbonat veya kalsiyum fosfatın 1 litre suda eritilerek süt hummasına duyarlı hayvanlara doğumu izleyen kısa süre içerisinde verilmesi önerilmektedir.

ÜRE ( AMONYAK) ZEHİRLENMESİ

Geviş getiren hayvanlarda protein yapısında olmayan bileşikler ve üre, rumende amonyağa kadar parçalanır. Bu amonyak rumendeki mikroorganizmalar tarafından mikrobiyal protein sentezinde kullanılır. Aminoasit ve protein sentezinde yararlanılamayan amonyak, Rumen duvarından emilerek kana geçmektedir.  Karaciğere taşınan amonyak, üre sentezinde kullanılarak zararsız hale getirilip böbreklerden dışarı atılmaktadır. Karaciğerde oluşan ürenin yarısının idrarla dışarı atıldığı, yarısının da tekrar rumene geldiği belirtilmektedir. Rumen ile karaciğer arasında sürekli bir nitrojen dengesi bulunmaktadır.

Amonyak zehirlenmesi yem tüketiminden 30-60 dk sonra kendini gösterir. Solunum sıklaşır, kramplar başlar ve hayvanlar dengelerini kaybederler. Çevreye karşı ilgileri azalır, bazı hallerde şişmeler görülür, ileri durumlarda ise komaya girme ve sonucunda ölüm meydana gelir. Sığırların beslenmesinde protein yapısında olmayan bileşiklere yer verildiğinde, rasyonların kolay eriyebilir karbonhidratlarca takviye dilmesi gerekir. Üre kullanılacaksa günlük üre miktarı bir öğünde verilmemelidir. Önerilen miktarlarda azar azar ve sık sık verilmelidir. Üre zehirlenmesi görülen hayvanlara, asetik asit veya vitamin A takviyesi yapılması gerekir.

ŞİŞME

Bu hastalık sık görülür ve büyük kayıplara yol neden olur. Nedeni yeşil baklagil yemlerinin tüketimi sonucu rumende fermantasyon gazlarının hızlı artışıdır. Şişme, serbest gaz birikiminin yanı sıra, hayvanlarda geğirme mekanizmasının bozulması da şişmeye neden olmaktadır.
Şişme görülen hayvanlarda sol üst karın bölümü dışa doğru şişkinlik yapar. Hayvanlar huysuzlanır, karınlarını tekmelerler ve sık sık işerler. Solunum hızlanır, dil şişer ve sonunda yere çökerek ölürler. Şişmenin önlenmesi için çayırların buğdaygil ve baklagil yemlerinden oluşması, otlamaya çıkarılmadan önce hayvanlara kuru ot veya saman verilmesi şişmeyi önler. Antibiyotikler, köpük kırıcı maddeler, bitkisel ve hayvansal yağlar şişmeyi önler. Hafif şişmelerde kuru ot, antibiyotik, köpük kırıcı maddeler etkili olmakla beraber, daha ciddi şişmelerde plastik hortumla ağızdan rumene inilmesi, şiddetli şişme durumunda ise açlık çukuruna trokar uygulaması yapılması gerekir.